13/4/2007 - İyi Baharlar

İYİ BAHARLAR
Kaç bahardır planlıyorsun Çiçekli, rüzgarda açılan Etekli bir elbise giymeyi? Artık ne olursa olsun Bu bahar Esintili biri olmayı? Tüy gibi hafif, Oradan oraya uçuşmayı... Nasılmış, nedenmiş meselesini Bir mevsimlik tatil edip Sokağa çiçek gibi dökülmeyi...
Bilmiyorum, ama senin aklında "Fena" bir şey var gibi geldi bana. Bu bahar göster bakalım numaranı! Kaç bahardır planlıyorsun -Bu sefer kesinlikle- Erken bir bahar tatiline çıkmayı? Hiçbir şeyin sana ait olmadığı, Sabun kokulu bir pansiyon odasında Biraz kendine bakmayı. Pansiyondan çıkıp kimseyle konuşmadan, Her şeyi ceplerine doldurmuş olaraktan, Gün boyu serseri gibi dolanmayı... Siyah - beyaz bir filmin başrol oyuncusu gibi Uzaklara dalıp Kahramanca kararların sigarasını yakmayı...
Bilmiyorum, ama sanki bu bahar Mühim kararlar verecekmisiz gibi geldi bana. Sanki bu bahar seçeceksin yolunu. Peki bahar vakti seçilen yoldan hayır gelir mi? Ama zaten hayır getirecek yollar Hiç senin gibiler için değildi ki!
Söyle bakayım sen, kaç bahar geçirdin toprağa bulanmadan? Şöyle çok eskidenki gibi çamurdan köfteler, Topraktan pastalar yapmadan. Sırf yeni bitmiş otlar Pembe topuklarını gıdıkladı diye Tek başına gülümsemeden. Söyle bakayım kaç bahar?
Elini çenene dayayıp, Adını bile unutana kadar, Gidip gelen karıncalara bakasın var senin. Senin kendine bakasın var bu bahar, Yaz sıcagı bastırmadan.
Biz de biraz anlıyorsak bu işlerden -Her nev'i serserilikten ve İhtiyatsız ömürler bilgisinden- biraz olsun yani, Bu baharı kendine ayır derim. Bilmiyorum ama kafanın icinin Bir bahar temizliğine ihtiyacı var gibi geldi bana. İyi olmaz mıydı yani, açıp başımızı, Yıkasak bakır leğenlerde. Sabun tozlarıyla, çitileye çitileye. Şöyle foşurdata foşurdata..
Bilmiyorum ama Senin ihtiyacın var gibi geldi bana, Biraz kendine bakmaya... İyi baharlar...
Sapphire's Scribbles
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - Hayat İşte

HAYAT İŞTE... Ne olsun işte; Her şey bildiğin, bıraktığın gibi. Aylardan Nisan, Yine kumbarama bahar biriktiriyorum. Eylül de koklayabileceğim, Bir avuç papatyam olsun istiyorum. Bildiğim tüm adak ağaçlarına, Bu bahar çaput yerine gelincikler takıyorum. Anlamını çözemediğim tüm iğneli tümceler Ve bilimum sitemler üzerine düşünmemeyi öğreniyorum.
Hayat işte; Yaşayıp gidiyorum.
Hala elimde işporta malı ucuz bir tükenmezle, Gökyüzüne SENİ SEVİYORUM yazabilme hayalim, Ve karanlıklara damlayan mum aydınlığın. Duvarlarım yine hayal gölgene perde, Başının gölgesi yastığımın beyazında, Susuyorum !
Kapı aralığından içeri süzülen bir kaç parça mutluluk; Bir tutam şeker, bol miktarda tuz Ve alabildiği kadar anı ile dopdolu...
Hayat işte; Yaşayıp gidiyorum.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - Gecede Kokun

|
|
Ekmek gibi, su gibi Yollarda kalmış mektup gibi Dokunsan yanacak tenim Tutunmuş Eylül'ün karanfil akşamına Susuyor gözlerin
Martı beyazı Denizi mavi Uzanmış yatıyorum yeşil Bir yaz yağmuru bekleyen Kimsesizlerin yurduyum bu akşam.
Vuracaksa beni Bu yorgun akşam üstü vurur Bir sokak kucaklar Dizleri kabuk tutmuş top oynayan çocukların Kırdıkları cam kırıkları içinde.
Evlerin tenha odaları Odaların tenha köşeleri sensizliğim Ellerimde soldurdum unutma beni çiçeğini Koktu geceye sen diye
Hasan Kaya
| |
| | |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - Eski Bir Hüzünle

ESKİ BİR HÜZÜNLE
Günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya
(kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum)
Unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri
Bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara
O uzak kasaba akşamları düşerken aklıma
Tecrit’teki yine bir türkü tutturuyor
Ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar
Acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor
Yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü
Dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni
Ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden
Suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına
Uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor
Ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen
Unutup gitmişim bütün türküleri artık
(kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum)
Kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle
Geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu
Resmini asıyorum ranzamın başucuna yine
Ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında
—Teslim olmayalım halılım kurşun atalım!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - Anlat Bana
| |
| |
ANLAT BANA
Diyebilir misin bana?... "Sen beni hiç sevmedin ki" diye Avuçlarımda dünyayı sana sunmuşken, İtmişken elimin tersiyle senden başka herşeyi; Gözlerime baka baka inanır mısın kendine.
Söyler misin bana?... Benim aşkım olmasa sen, sen olur muydun? Dolaşır mıydın damarlarımda, sokaklarda gezdiğin gibi. Adım adım çiğnetir miydim onurumu ayaklarının altında Sevmesem seni katlanır mıydı gönül bunca zulmüne.
Anlatır mısın bana?... Mutluluk nasıl bir şey!? Saydın mı kalp atışlarımı her boynumu büküşümde? Zavallılığımla mağrurlanman, eriştirdi mi başını göğe, Aynalara değil; bir kere de bana anlat kendini.
İzah edebilir misin bana?... Duygularımla oynarken zevkle, Çektiğim ızdırabın boyutunu. Sana olan sevdamla ruhumu kırbaçlamanın anlamını, Söyler misin bana, aşk iki kişilikse sen neredesin? Bari beni dinlemiyorsun hiç olmazsa vicdanını dinler misin?
Bilal Coşkun
| |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - Kumru

| |
|
 iskelede, sapan taşıyla, bir kumruyu vurdular.
 açtım yüreğini, yıllar önce küçük sevgilimin, dizime attığı taş, düşüverdi avucuma. kanadı durdu günlerce.
 ve yine o kızı koşup buldum yollarda. öptüm kekre dudaklarını. ahh tık dedi o taş. döküldü menevişler dalından. bir arpacık kuşu, alıp göğü, ucuverdi.
 günah işlemenin güzelliği gibi büyürdü, kale içi sokaklarımda, eteği savruk düşlerim.
 bir kumruyu vurdular, soldurdular eski sokakları.
 Musa Öz



| | | | | | |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
|